Ankara Bakü

Joe Biden’in ABD Başkanı seçilmesi ve ABD’nin daha sonraki aşamalarda Türkiye ve Güney Kafkasya politikasına dair bazı düşünceler

Joe Biden’in ABD Başkanı seçilmesi ve ABD’nin daha sonraki aşamalarda Türkiye ve Güney Kafkasya politikasına dair bazı düşünceler

Her şeyden önce, Joe Biden’in Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı olarak seçilmesinin bazen dünyadaki her şeyin yeniden başlaması olarak kabul edildiğini belirtmek isterim. Bu nedenle rasyonel bakarsak, büyük süper güçlerden biri olarak ABD’nin bu sürecin katılımcılarından biri olduğunu göreceğiz, ama kesinlikle en etkili katılımcılardan biri, çünkü 2001’den 2011’e kadar süren mevcut tekel dünya düzeni zaten ciddi değişikliğe uğradı. 11 Eylül 2001 olaylarından sonra ABD terörle mücadele koalisyonu adı altında tekelci bir dünya düzeni yaratmaya çalıştı ve 2011’den sonra Ortadoğu’da yaşananlar bunun kolay bir iş olmadığını gösterdi. Aslına bakılırsa, zaten Joe Biden de tüm bu süreçlerin bir şekilde katılımcısı olmakla ABD’nin oluşturduğu eski mirasın devamcısı. Yani, Biden dönemi eski yeni ya da diğer bir deyimle söyleyecek olursak yenilenmiş eski olacak. Şuan kendisinin politik kadrosunun kimlerden oluşması da zaten bir daha bu gerçeği ortaya koyuyor. Azerbaycan ve Türkiye konusuna gelinceyse bu iki müttefik devletin gücü ve uluslararası ilişkilerde üstlendikleri misyon artık önceki dönemlerden ciddi anlamda farklılık arzediyor ve yeni gerçekliği sanırım kimse gözardı etmez ve etmeyecektir de. ABD’nin yeni Devlet Başkanı’nın Karabağ ve Ermeni konusuyla ilgili tutumu daha onun senatörlük döneminden bu yana oldukça nettir ve sırf bu yüzden bu konuya değinmek istemiyorum. Zira artık ortada bir Karabağ sorunu yoktur. Fakat Ermeni sorunu var ve bu sanırım daha devam da edecek. Bu da şununla ilgilidir ki, Ermeniler aslına bakılırsa Haylar Kafkasya’ya dışarıdan geldikleri için kendilerini bölgenin yerlilerine ait edemiyorlar. O yüzden durmadan huzursuzluk çıkarıyor, daha sonra dış güçleri buraya davet etmekle bu huzursuzluğu çözmek için uğraşıyorlar. İşte sırf bu yüzden bölgesel işbirliği ve dayanışma yaklaşık ikiyüz yıldır böylece tökezliyor. 2009 yılında ABD’nin  ve AB’nin teşebbüsü ve teşvikiyle Zürich’te imzalanan protokollerin bir sonuç vermemesi de bununla ilgilidir. 2008-2009 yıllarında hatta futbol açılımı olarak anımsadığımız bir diplomatik oyun da yaptılar. Dönemin Ermenistan ve Türkiye Cumhurbaşkanları Abdullah Gül ve Serj Sarkisyan karşılıklı olarak her iki ülkede maç izlediler, fakat bunun da bir yararı olmadı. Şimdi her ne kadar bölgemizde dayanışma ve işbirliği için yeni olanakların mevcut olduğunu söylesek bile, Ermenistan’ın agressif tutumları yüzünden bunun gerçekleşmesi imkansız. Zira, Ermenistan’ın öncelikle çalışacağı ve beraber yaşayacağı ülkelere qarşı yapay iddialarından vazgeçmesi, karşılıklı istikrar içinde yaşamağa ve işbirliğine hazır olduğunu göstermesi gerekiyor. Yani öncelikle bundan sonraki aşamada Azerbaycan’da yaşayan Ermeni topluluğuna her hangi bir statünün verilmesiyle ilgili dayatmasından kesin ve net vaz geçmeli. Oysa ki, AGİT Minsk Grubu eşbaşkanlşarıyla görüşmede Ermenistan Başbakanı bu konuyu tekrar gündeme getirdi. Üç ülkenin devlet başkanlarının imzaladığı bildiride bu konuyla ilgili net tavır sergilenmesine rağmen hem de. Öte yandan 30 sene boyunca işgal altında tuttuğu topraklara ve verdiği zarara göre Ermenistan’ın tazminat ödemesi gerekiyor. Azerbaycan’a karşı askeri cinayetler işlemiş suçluların cezalandırılması yönünde bizimle işbirliği yapmak zorundadır. Hocalı soykırımının soykırım olduğunu kabul etmeli ve bu soykırım yüzünden özür dilemelidir. Aynı zamanda imzalanacak olası barış anlaşmasında Azerbaycan’a karşı asla ve asla toprak iddiasında bulunmayacağını teyit etmeli ve onaylamalıdır. Diğer bir husussa kardeş Türkiyeyle ilgilidir. Ermenistan’ın 1921 yılında imzalanmış Kars anlaşmasını tanıması, 1915 yılı olaylarıyla ilgili sahte soykırım iddialarından vazgeçmesi, Anayasası’ndan Türkiye topraklarına karşı iddiaları kaldırması, armasından kardeş ülkenin sınırları içinde bulunan Ağrıdağı’nın resmini çıkarması gerekiyor. Bunlar sadece normal işbirliğini temin edecek şartların bir kısmı. Ermenistan ismi Ermen Kıpçak Türklerinin tarih boyunca yaşadığı ve bizim atalarımız olan Türk etnik grubların yerlisi olduğu ve kendi ismini verdiği bir coğrafyanın ismi. Tüm tarihi kaynaklarda bu topraklar Ermeniye olarak geçiyor ve herkes te buranın şimdiki Ermenistan olduğunu düşünüyor. Bu durumsa tarihsel bellekte karmaşıklık ve çelişki oluşturuyor. Artı Ermen Kıpçakların yani Kafkasya Albanlarının bir kısmı Hıristiyan Türkler oldukları için bu tür davranış bizim ulusal, tarihi kimliğimize Ermenilerin sahip çıkmasına neden oluyor. Tüm bu karmaşıklıklar zamanında Haylar Kafkasya’da göçettirildikleri zaman Çar Rusyasınca özellikle düşünülmüş ve planlanmıştı. O yüzden de ikiyüz senedir biz ecdadımızın oluşturduğu Hıristiyan mirasımıza sahip çıkamıyoruz. Oysa ki, o dönemin ibadet dili Türkçedir. İşte sırf bu nedenle Ermenilere geçtiğimiz yüzyılın 20’li yıllarında devlet kurulurken onun ismi bir Ararat Cumhuriyeti, bir de diğer bir isimle isimlendirilmişti. Daha sonra kendilerine bu topraklarda daha önce Türk Ermeni kimliğinin mevcut olduğu hatırlatıldı ve yeni kurulacak devlete Ermeniye yani Armeniya isminin verilmesi tavsiye edildi ki, bu toprakların eski halkı olduğunuzu kanıtlamak kolay olsun. O yüzden şuan tüm dünya bu sözde ülkeye Armeniya  yeni Ermeniye, bizse aynı konumu anlatan Ermenistan diyoruz. Fakat Ermeniler kendi  ülkelerne kendi dillerinde Hayastan diyorlar ve aslında gerçek te budur. Zira Ermeni adı onlara ait olmadığı için onu asla benimseyemiyorlar. Zaten dillerine Hayca diyorlar. Haylarla alakalıysa son 200 seneye kadar Kafkasya’da hiç bir ize rastlayamazsınız. O yüzden de Ermeniler bizim tarihi topraklarımızda kurularak onlara verilmiş devletin ismini değişerek Hayastan koymalılar ki, bu politik, tarihsel ve manevi çelişki ortadan kalkmış olsun. İşte o yüzden de konu bu denli karmaşıktır ve bizim hiç acelemiz yok.Tarihi bir zafer kazanmışız, toprak bütünlüğümüzü artık tam sağlamışız ve Haylar mevcut gerçekleri kabul edip rasyonel düşünmeğe başladıkları zaman, işte o zaman kendileriyle tüm yönleriyle işbirliği kurmamız mümkün olacaktır.

Prof.dr.Hikmet BabaoğluMilletvekili, Yeni Azerbaycan gazetesi genel yayın yönetmeni

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ