Ankara Bakü

Merhaba Şuşa! – Şuşayla ilgili farklı bir gözlem…

Merhaba Şuşa! – Şuşayla ilgili farklı bir gözlem…

İnsanın mutlu olduğu ve en önemlisi mutluluğunun farkında olduğu anlar ve saatler vardır.

17 Ağustos 2021 tarihi, benim için tam da böyle bir gündü. Şuşa’yı ziyaret ettim, Şuşa’ya gittim! ‘‘Şuşa’ya gittim’’ cümlesinin güzelliğini ve ihtişamını siz de farkettiniz mi?

Beni tanıyan herkes Şuşa’nın benim kalbimde çok özel bir yere sahip olduğunu bilir. O güzelliği hiç görmedim. İşgal edildiğinde on iki yaşındaydım. Spikerin Şuşa’nın işgalini televizyonda nasıl duyurduğunu ve bu kötü habere verdiğim tepkiyi çok net hatırlıyorum.

Son yıllarda Şuşa’nın özgürleşeceğine olan inancım bir an bile olsun azalmadı.

Şuşa’yı rüyamda gördüm. Bir keresinde rüyamda Şuşa sokaklarında dolaşırken Ermeni bir kadının çitten bana ekmek uzattığını gördüm. Bu arada Şuşa ziyaretim sırasında rüyamda gördüğüm yerlerin gerçek olduğuna tanık oldum.

Bu yüzden Şuşa’ya döneceğimden emindim.

Temmuz 2020 çok zordu. Tovuz’daki olaylar beni çok sarstı. Bu kadar zor bir dönemde bile inancımı kaybetmedim. Ağustos ayının sonunda St. Petersburg’da 2018 yılında yayınladığım “Azerbaycan Cumhuriyeti – 100” kitabının içine para toplamağa karar verdim. Bu parayla Şuşa’da ev alacaktım.

22 Eylül’de bunu Facebook sayfamda yazdım ve bir fotoğraf paylaştım. Tabii ki, tepkiler farklıydı. 27 Eylül’de Vatan Savaşı başladı ve 8 Kasım’da Şuşa işgalden kurtuldu!

Hayallerim gerçek oldu!

2021 yılının Mart’ında Azerbaycanlı ve Türkiyeli bilim adamları, Nevruz bayramında ortak bir bilimsel konferans düzenlediler. Programda Şuşa ziyareti de yer aldı. Şuşa’ya gitme aşkıyla Bakü’ye geldim. Oradayken, bariz nedenlerle, konferansın çevrimiçi yapılacağı açıklandı. Doğru, üzgündüm ama cesaretim kırılmadı – yaz aylarında gideceğim diye.

Temmuz ayında Azerbaycan Diasporadan Sorumlu Devlet Komitesi’nin yurtdışında yaşayan Azerbaycanlıların Şuşa’yı ziyaret ettiğini okudum. Komiteye hemen “Ben de Şuşa’ya gitmek istiyorum” dedim. Sağolsunlar hemen olumlu yanıt verdiler. Ve yıllardır özlemini çektiğim yolculuk gerçek oldu. Şuşa’ya gittim!

Duygularımı kelimelerle ifade etmekte hiç zorluk çekmedim. Ama Şuşa’ya gidebileceğimi duyunca, Şuşa’dayken duygularını ifade edemedim. Mutluydum, çok mutluydum!

Ziyaretten bir gün önce heyet, katılımcılarla bir araya gelerek talimat verdi. Nereye gittiğimizi ve sorumluluğu biliyorduk, ama bilmemiz gereken bazı şeyler vardı.

17 Ağustos’ta 26 ülkeden 102 diaspora temsilcisi Şuşa’yı ziyaret etti.

Ziyaret çok üst düzeyde organize edildi. Bunun için komiteye de ayrıca teşekkür ediyorum.

Sabah ayrıldık Bakü’den. Fuzuli’den önce ruh halimiz farklıydı. İşgalden kurtarılan bölgeye girdiğimizde durum değişti. Tanrım, bütün bir ulus nasıl bu kadar vahşi ve kansız olabilir ki?!

Şehirden eser yok. Yolun sağında ve solunda yıkılmış duvarları, yıkılmış evler, molozların arasında büyüyen ağaçlar, mayınlı alanlar…

Öfke boğazımda düğümlendi. Gördüklerimi çekiyordum. Görmeyenlere, görmezden gelenlere göstermek için.

Yavaş yavaş dağlar görünür hale geldi.

Burada nasıl savaştılar, topraklarımızı nasıl kurtardılar, ne acılar, ne cesur ruhlar bize bu zafere mal oldu?!

Kana bulanmış bir toprak.

İşgal sırasında ve savaş sırasında olanları bütün benliğimle yaşadım ve hissettim. Ama o topraklara ayak bastığımda hissettiğim duygular eskisinden farklıydı. Bak, yürüdüğüm bu topraklarda yiğit adamlar şehit oldu. Kan döküldü, ruhlar gitti. İlk görevim şehitlerimizin anısını yaşatmak, gazilerimize ve bu mutlu günü bize yaşatanlara teşekkür etmek oldu.

Yol boyunca Zangilan, Cebrayil, Fuzuli, Şuşa semt ve köy isimlerinin yazılı olduğu levhalara zevkle baktım.

Şuşa!

Fuzuli’den çıkıp Şuşa’ya yaklaştık. Yağmur yağmaya başladı. Ama uzaktaki dağların tepeleri bulutsuzdu. Şuşa’nın dağları sisli değildi!

Birisi “Şuşa’ya vardığımızda yağmur duracak” dedi.

Yağmur durdu.

Bir yokuşu aştık. İleride Şuşa’nın kayaları, dağları ve Taşaltı gözüküyordu.

Böyle bir yerde ağlamak için en kolayı. Gözyaşlarını dökmezsen, buna dayanmak zor olacak senin için.

Otobüs Şuşa’ya gidiyor. Herkes sessiz.

Şuşa’ya giriyoruz. Önce Çıdır ovasına gideceğiz diyorlar. Otobüs şehrin içinden geçiyor. Şehir o kadar tanıdık ki… Sokaklarında büyüdüm sanki.

Cıdır Düzü’ne vardık. Bu kutsal topraklara ilk ayak bastığımda eğilip bir taş alıyorum yerden – Şuşa’da inşa ettireceğim evin temeline atmak için. Evet Şuşa’da evim olacak, Hankendi Devlet Üniversitesi’nde çalışacağım.

Ovada yürüyoruz. Kim fotoğraf çekiyor, kim video çekiyor, kim hasret giderecek toprak topluyor…

Şuşa’da olduğumu öğrendiğinde onlarca kişi yazıp Şuşa’ya selamlarını iletmemi istedi. İlettim. Ben de küçük bir video yaptım.

Cıdır Düzü’nde ve umumen Şuşa’da insan kendini farklı hissediyor – daha güçlü, daha gururlu…

Çevresi avucunuzun içinde gibidir. Şuşa bölgesinin köylerini, Hankendi’ni seyrediyorum. Az kaldı…

Programa göre Şuşa’nın ana meydanı “Bazarbaşı”, Cıdır Düzü, Ermeni barbarlığının izlerini taşıyan “Kurşuna dizilmiş heykellerin” bulunduğu alan, Şuşa Bildirgesi’nin imzalandığı yer, Hurşid Banu Natavan’ın evi, “Han kızı” çeşmesini, Gence Kapısı ve Saatli, Aşağı ve Yukarı Govhar Ağa camilerini ve diğer önemli yerleri ziyaret edeceğiz. Zaman kısıtlı, görülecek çok yer var, ama insanlar Cıdır Düzü’nden ayrılmak istemiyor.

Zaten öğlen oldu, öğle yemeği zamanı. Otellerden birinde öğlen yemeğine davetliyiz. Masada Şuşa ekmeği var. Şuşa ekmeği! Savaş sırasında bir asker herkesi heyecanlandıran ve ağlatan bir cümle söylemişti: “Şuşa’ya ekmek götürüyoruz.” Şimdi o kahramanlar sayesinde Şuşa’da ekmek yiyoruz. Minnettarlığım sonsuz kendilerine.

Öğle yemeğinden sonra grup halinde Şuşa’yı dolaşıyoruz. Evler, yollar, ağaçlar, taşlar… Çok tanıdık, çok doğal, çok güzel!

Babamı arıyorum telefonla:

‘‘Baba, seni nereden aradığımı biliyor musun?’’

‘‘Evet.’’

Düğümleniyor sözler boğazımda.

‘‘Burası çok güzel, çok güzel.’’

‘‘Ahmedabad’dan daha mı güzel?’’

‘‘Dünyanın her yerinden güzel.’’

Fazla konuşamam, konuşursam ağlayacağım kesin.

Bakmağa doyamıyoruz, doymamız da imkansız zaten. Çektiğimiz fotoğraf ve videolar ender. İnsan tüm güzellikleri gözlerine ve kalbine aktarmak istiyor. Arkadaşlar:

‘‘Bu arada, gelmişken kendine bir yer seç.’’ – diyorlar.

“Ben seçtim” diyorum.

Şehri dolaşıyoruz. Askerleri ve inşaat işçilerini selamlıyoruz. Markete dönüp alışveriş yapıyoruz, Şuşa ekmeği alıyoruz. Benden önce üç çocuk marketten meyve suyu alıyor.

Şuşa sokaklarında yürüyoruz. Susuzluğuma Han kızı pınarının suyunu serpiyorum. Ben mutluyum, Şuşa da mutlu. Sonunda görüşebildik.

Seni seviyorum Şuşa, seni çok seviyorum!

Bu itirafı defalarca yaptım. Şimdi kendime söylüyorum.

Senin de beni seveceğini biliyorum. Çünkü bu büyüklükteki aşk karşılıksız olamaz.

Saygılarımla, Şahnaz Kemal

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ