Ankara Bakü

Rusya Azerbaycan’da asla Türkiye’nin yerini alamaz. – Azerbaycanlı parti Başkanı

Rusya Azerbaycan’da asla Türkiye’nin yerini alamaz. – Azerbaycanlı parti Başkanı

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, özellikle askeri yönde daha derin bir entegrasyon aşamasına girmelidir.

Vatandaş Gelişim Partisi Genel Başkanı Ali Aliyevle Ankarabaku.com olarak Türkiye Azerbaycan ilişkileri, Güney Kafkasya’nın durumu, geleceği üzerine röportaj gerçekleştirdik…

-Sayın Ali Aliyev, önce Fransa’nın, ardından Belçika Temsilciler Meclisi’nin Azerbaycan’ı Dağlık Karabağ’da Ermenistan ile olan çatışmaları nedeniyle kınayan bir karar taslağı kabul ettiğini biliyoruz. Ayrıca, her ikisi Türkiye’yi “bölgeyi istikrarsızlaştıran müdahaleye son vermeye” çağırdı. Sizce bunu Türkiye ve Azerbaycan’ı diplomatik yollarla sindirme politikası olarak kabul edebilir miyiz?

-Fransa ve Belçika’nın Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı yumuşak güç kullanma girişimlerinin dünyadaki gerilimlere karşı koyma girişimi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Dünya yeniden şekilleniyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyayı yeniden tasarlama süreci yaşandı. Günümüzde devletler askeri, ekonomik ve diplomatik güçlerine göre yeniden sınıflandırılıyor. Fransa öncelikle Türkiye’nin güçlenmesinden endişe duyuyor; gerçek şu ki, Türkiye, her bakımdan dünya siyasetinin en zayıf noktası sayılabilecek Fransa’yı zorluyor. Bu, Fransa’nın Türkiye’ye karşı attığı ilk adım değil. Bu, Türkiye’nin Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarında da gözlemlendi. Libya’da Muammer Kaddafi’nin iktidardan çekilmesinin, bugünkü Libya’daki durumun o dönemde Fransa ve Sarkozy’nin çabalarının çirkin bir resmi olduğunu hepimiz biliyoruz. Daha da öncesine gidersek, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım girişiminin Fransa tarafından önlendiğini görürüz. Bu açıdan Frankofon devletlerinden gelen bu tür tepkilere bakmak çok doğal. Kanada’nın 45 gün süren savaş sırasında Türk bayraklılara kamera satışı yasağını unutmamalıyız. Kararda yer alan Champagne adlı yetkilinin Fransız asıllı olduğunu unutmamalıyız. Bu açıdan bakıldığında, bu ülkeler Fransa’nın lokomotifi ile Türkiye ile mücadele ederken, gelecekte Fransızca konuşan ülkelerden de bu tür adımlar beklenebilir. Fransa da Türkiye’nin Güney Kafkasya’da güçlenmesinden, petrol ve gaz rezervlerini satın almasından ve böylece Ortadoğu’da lider olmasından endişe duyuyor. Tüm bu çabalar Türkiye’nin hem jeopolitik, hem ekonomik hem de teknolojik olarak kalkınmasına yol açacaktır. Fransa bunun farkında. Aslında Türkiye yavaş yavaş Fransa’yı solluyor ve Fransızlar bunu görmezden gelemediler. Güney Kafkasya’da yaşananlar, müttefiki Ermenistan’a gösterdikleri ilgi ve destek tesadüf sayılamaz ve bence Fransa’nın savaştan hemen sonra Ermenistan’a 200 İHA teslim etmesi de göz ardı edilmemelidir. Ancak tüm bu girişimler kararlılığımızı ve konumumuzu yumuşatmamalıdır. İki devlet olarak doğru yolda olduğumuzu düşünüyorum. Azerbaycan-Türkiye ilişkileri, ilişkilerde yakınlaşma her alanda gözetilmeli, Azerbaycan ve Türkiye dayanışmayı derinleştirmelidir. Buradaki mantık çok basit: eğer rakipler ve düşmanlar endişeleniyorsa, o zaman doğru yoldayız. Rakipler ve düşmanlar bu tablo için endişeleniyorsa, süreci bu yönde hızlandırmak gerekir.

– Paşinyan, Türkiye’yi sürekli olarak “saldırgan bir dış politika” izlemekle suçluyor. Paşinyan’ın Türkiye’yi suçlamak yerine “Hadi millet, bu saldırganlığı durduralım” demesi ve aklını kendi halkına vermesi daha iyi olmaz mı?

-Ermenistan devletinin temeli saldırgan politikalarla atıldı. Aslında dünya Ermenilerinin felsefesi, diğer ülkelere yönelik saldırı ve toprak taleplerine dayanmaktadır. Ermeniler bunu çok iyi anlıyorlar ve Batı dünyasının, Hıristiyan dünyasının kendilerini Müslüman dünyasına, Türk dünyasına karşı bir araç kullandıklarını biliyorlar. Aslında bu araç olma işini reddederlerse, dediğiniz gibi önce kendileri akıllı olurlarsa ve halka akıl vermeğe çalışırlarsa iktidarda kalamazlar. Ermenilik, Türklere ve Müslümanlara karşı bir iddiadır. Bu felsefenin arkasında Türk ve Müslüman dünyasına karşı mücadele vardır. Ermeniliğin varlığı, Ermenilerin ihtiyaç katsayısı bu kin ve saldırganlıktan kaynaklanmaktadır. Ermeniler bu politikadan vazgeçerse dünya güçlerinin onlara ihtiyacı kalmayacak, yabancı patronlar onları terk edecek, dünya siyasetindeki önemleri azalacak, böylece ortadan kaybolacak ve tarihin arşivlerine gömülecekler. Bu açıdan Nikol Paşinyna’ın, seleflerinin ve ondan sonraki kişilerin bu pozisyonda olacağına inanmıyorum çünkü bu durumda Ermenilik anlamını yitirecek ve bu onların dünyada erimesine neden olacaktır. Ermenilerin tarih boyunca varlığı şu iki kavramla ilgilidir: Türk ve Müslüman ve aslında dünyadaki diğer ülkelerin Türklere ve Müslümanlara karşı mücadele etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu onların bir araç olma istekleri ve ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. Ermeniler alet olma ihtiyacından asla vazgeçmeyecek, çünkü o zaman Ermenilik yok olacak.

-Bölgedeki bazı uzmanlar Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İran, Almanya, BAE, Suudi Arabistan, İsrail’i bölgede Türkiye ve Azerbaycan’ın karşı karşıya olduğu proaktif ülkeler olarak tanıtmaktadır. Bu ülkelerden hangilerini Karabağ’da gördüğümüz ve hangilerini görmediğimizle ilgili bir soru soracağım! Aynı zamanda bu ülkelerden hangisi yarın Zengezur meselesinde yine sahada olacak?

-Dünyanın büyük güçleri her zaman mücadele içinde olacaktır. Türkiye, son yıllarda Ortadoğu’da ve şimdi Güney Kafkasya’da ve bir bütün olarak eski Sovyetler Birliği’nde en ciddi siyasi aktörlerden biri haline geldi. Türkiye’nin Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan ile ilişkilerinin yanı sıra Türkiye’nin Libya ve Suriye’deki başarılı politikasının şimdiden bu ülkelerin çok ciddi bir rakibi haline geldiğini söylemek için zemin verdiğini kimse inkar edemez. Ancak Türkiye ile rekabet eden ülkelerin yanı sıra bölgede Türkiye’yi müttefik olarak gören ülkelerin de olması çok ilginç. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve İsrail’i bu devletler arasında görüyorum. Zengezur’un yerleşiminde, işgal altındaki Azerbaycan topraklarının ABD, İsrail ve İngiltere tarafından kurtarılmasında, çıkarların uzlaşması meselesi var, bence, olayların doğru nedenlerle, bizim çıkarlarımıza ve bizden bağımsız olarak gelişmesi, çıkarların örtüşmesi faktörü var. Bunu yapma olasılıkları oldukça yüksektir.

– Nahçıvan ve Bakü’nün tek bir koridor üzerinden birleşmesi, Azerbaycan ve Türkiye’nin jeopolitik açıdan bölgede çok önemli bir güç merkezi olacağının göstergesi değil mi? Sizce tüm endişelerin merkezi burası değil mi?

-Elbette kırk beş gün süren savaş sonucunda Bakü-Nahçıvan arasındaki karayolunun oluşması büyük bir jeopolitik olay olarak not edilmelidir. Ama bence bu otoyolun Rusya’nın kontrolünde olması endişe verici. Rusya’nın bölgede Türkiye’nin rakibi olduğunu biliyoruz. Tabii jeopolitik açıdan bakıldığında Rusya, Türkiye ile Azerbaycan arasında bu kadar büyük bir iletişimin kurulmasından hoşlanmıyor. Bu bakımdan bu kadar coşkulu olmamalıyız. Bence bu otoyol ileride bizim kontrolümüz altında olursa, Laçin koridorunun durumuna yaklaşık olarak eşit bir yol olması koşuluyla çok büyük bir değişiklik olabilir. Bu olmadığı sürece, Zengezur bizi ayırdığı sürece, bence bu kadar büyük bir jeopolitik başarıdan bahsetmemeliyiz. İnanıyorum ki, yakın gelecekte bu durum değişecek ve bu durumdan kurtulma fırsatımız olacak. İnşaAllah ona da umut vermeliyiz.

-Ne Rusya’nın, ne de Batı Birliği’nin Türkiye’nin bölgede etkili bir aktör olmasını istemeyeceğini biliyoruz. Çünkü Putin’in dış politika doktrinlerinden biri, eski Sovyetler Birliği’nde Rusya’ya alternatif bir gücün ortaya çıkmasını engellemektir. Bu durumda Türkiye’nin pozisyonu ne olmalıdır ?! Türkiye Karabağ sürecinde daha aktif rol alamaz mı?

-Yukarıdaki soruya kısmen cevap vermeye çalıştım ama bu fikri biraz geliştirmek mümkün. Elbette Güney Kafkasya’da, eski Sovyetler Birliği’nde Türkiye zaten Rusya’nın çok ciddi bir rakibi. Elbette Rusya buna müsamaha göstermeyecektir. Putin bu süreçten endişe duyuyor ve Azerbaycan üzerindeki baskı bununla bağlantılı. Hem 45 günlük savaşın seyri hem de sonrasındaki olaylar, 10 Aralık zafer töreni ve zafer töreninde Türkiye ve Azerbaycan cumhurbaşkanlarının açıklamaları Rusya’yı endişelendirdi. Aslında Rusya, Azerbaycan-Türk bahçesinin ne kadar derin ve doğal olduğunun farkında. Rusya asla Azerbaycan’da Türkiye’nin yerini alamaz. Bunu biliyor ve farkında. Savaş sırasında ve sonrasında ülkenin her il, ilçe ve köyünde Türk bayraklarının dalgalanması ve üç renkli bayrağımızın Türkiye’nin kırmızı bayrakla asılması, o dönemde Bakü’ye gelen gazeteciler için büyük endişe kaynağıydı. Bu yayında defalarca ifade edildi. Bu konuda Rusya endişeli ve Türkiye’nin statüsüne yükselemeyeceğini anlıyor. Elbette gerginlik olacak ama daha esnek bir politika izlemeliyiz. Rusya’nın Türkiye ve Azerbaycan’a karşı mevcut saldırganlığını yapmaya çalışmamalıyız. Olmamalı ve bu durum Rusya’ya fayda sağlamayacak. Çünkü Rusya şu anda dünya güçleriyle savaş halinde. Bu savaşın şiddetlenmesi bekleniyor. Çalışmalarımıza sakin ve metodik bir şekilde devam etmek için bu fırsatları da kullanmalıyız. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, özellikle askeri yönde daha derin bir entegrasyon aşamasına girmelidir. Ve yavaş yavaş Azerbaycan-Türkiye bağları daha da güçlendirilmelidir. Saldırganlık göstermeden sabırla yürüyenlerin daha uzak bir daireye ulaşacağını düşünerek kendi çıkarlarımıza uygun hareket etmeliyiz. Bunun uzun bir yol olduğunu düşünüyorum, bu zor bir yol ve Rusya bizim için dost değil, bu yüzden akıllıca davranmalı ve bu yolda yürümeliyiz. Başlangıç ​​iyi, başlangıcın sonuçları açık, Azerbaycan-Türk çifti şimdiden Azerbaycan topraklarının yüzde kırk beşini kurtardı ve bu da eski Sovyetler Birliği’nde yabancı bir devlet olarak Azerbaycan’da Türk askerlerinin konuşlandırılmasına yol açtı. Eski Sovyetler Birliği’nde buna benzer bir şey yok, bu yüzden çalışmalarımızı namaçlı bir şekilde biraz daha derinleştirilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. İnşallah her şey yoluna girecek…

Röportaj: Oktay Hacımusalı

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ