Ankara Bakü

Savaştaki iki arkadaşın öyküsü

Savaştaki iki arkadaşın öyküsü

Yelmar Memmedli: ”Kimliğimdeki resmimi anneme, babama gösterdim, şehit olursam…”

Vügar Muradov: ”Attığım her adımda Karabağ’da olduğumu düşünerek mutlu oluyordum…”

Onların hayat hikayeleri bir yerde aynı noktada birleşti. Kırk dört gün süren Vatan savaşı’ndan önce Azerbaycan Silahlı Birlikleri’nce gerçekleştirilen tatbikat için çağrıldılar askeri şube tarafından. İkisi de gülümseyerek ”biliyorduk savaşa gideceğimizi” diyorlar. Gerek Yelmar Memmedli, gerekse de Vügar Muradov Ermenilerin 2020 yılının Temmuz ayında Tovuz bölgesindeki sabotajlardan hemen sonra askeri şubeye muracaat etmişler binlerce Azerbaycanlı genç olarak. Gönüllü olarak müracaat ettiklerinde sadece bir amaçları varmış: şehit general Polad Haşimov’un ve diğer şehitlerimizin öcünü almak. Askeri şubeden ”gidin bekleyin, gerektiğinde çağıracağız” demişler. Onların içindeki öç duygusu gün geçtikçe iyice bilenmiş, büyümüş, otuz yıldır kor tutan Vatan’ın yaralarını sarmak için sabırsızlansalar da, ülkenin Ali Baş Komutanı sayın İlham Aliyev’in söylediği bir söz onların yüreklerine su serpmiş, içlerindeki acıyı azacık ta olsa dindirmiş. En uygun zamanda, en olmadık anda alacaklarını düşünmüşler düşmanın başının üstünü. Bilemiş bu bekleyiş kalplerindeki intikam duygusunu. Ve  beklenen gün gelmiş…

I DOST

YELMAR MEMMEDLİ

”Ben gazeteciyim, televizyonda çalıştım askerliğimi bitirdikten sonra yıllarca” – diyor Yelmar Memmedli. Ve ekliyor: ”Vatan sevgisinin nasıl bir duygu olduğunu televizyondan seyrettiğim Ermenilerin bir gecede yok ettiği Hocalı kentinde yaşanan soykırımın kesitlerinden öğrendim. Her defasında o anları seyrettiğimde, olayın canlı tanıklarının sözlerini dinledikte içimden bir ses birgün onların önümüzde diz çökeceklerini fısıldıyordu bana. Vatani görevim sırasında savaş patlak vermemesine doğrusu çok üzülmüş, yıllar geçtikçe bu acının içimde çöreklendiğini, dallanıp budaklandığını hissetmiştim. Ne yani, ben öylece topraklarımı özgürlüğüne kavuşturamadan, yarınlarımıza olan umutlarımıza kavuşamadan, Şuşa’da, Ağdam’da gezemeden mi gidecektim bu dünyadan?! Asla, öyle birşey olamazdı!…

Ve beklenen gün geldi… 21 Eylül sabahı sıradan bir sabahtı. Uyanmış, kahvaltımı yapmış, işe gitmeğe hazırlanıyordum. O sırada kapı çalındı ve babam ”seni istiyorlar” – dedi. Yaklaştım, bulunduğumuz ilçenin askeri şubesinden geldiklerini söylediler gelenler. İki kişilerdi. Askeri tatbikatlara katılacağımızı söylediler. Gerekli evraklarımı, kimliğimi, askeri kimliğimi aldım ve döndüm kimliğimdeki resmimi anneme, babama gösterdim, şehit olursam bu resmimi işlersiniz dedim şakayla. Herkes buz kesilmişti. Şaka yaptığımı söyledim, ama ben sonuçta televizyoncuydum. Vatanın eninde sonunda bir gün özgürlüğüne kavuşturulacağından ermindim. Ve o günlerin çok yakında olduğunun da farkındaydım. Gidişat bu yöndeydi. Askeri şubeden bizi tatbikatin yapılacağı alana getirdiler. Altı gün orda kaldık.

27  Eylül sabahı yatağımızdan kalktık ve direk Karabağ’a düşman üzerine yürüdük. Bu bizim Vatan sevdamızdı, yıllardır beklediğimiz andı. Hiç gözümüzü bile kırpmadan ilk günden itibaren düşmanın ensesine çöktük, bizim sayemizde ölüm sert soluğunu üzerlerinde hissettiler. Hergün, her saat, her dakika, her saniye yürüdük düşmanın üzerine, düşmanın işgal ettiği Vatan topraklarını işgalden kurtardıkça moralimiz yükseliyordu. Keyfimize diyecek kalmıyordu. Tabii ki, yanı başımızda asker arkadaşlarımız şehit oluyordu, ama biz onların Vatan, millet, devlet, bayrak uğrunda şehit olduklarını biliyor ve ona göre davranıyorduk. Çoğu zaman özeniyorduk hatta şehit düşen arakdaşlarımıza.

Onların şehadet mertebelerine ulaşmaları bizim gurur kaynağımızdı, hepimiz zaten bu savaşa katılırken ya şehit ya da gazi olmayı düşlüyorduk zaten. İçimizdeki sevdanın adıydı şehitlik…. 10 Kasım gününe şanlı zafer günümüze kadar her şehir, her kasaba, her köy işgalden kurtarıldıkça gözlerimin önüne o anlar geliyordu. Düşünsenize, kendi topraklarınızdan sürülmüşsünüz ve o topraklara gidemeden göçediyorsunuz bu dünyadan. Bunu yaşadı yıllarca bizim Karabağ’dan göçe zorlanmış insanlarımız. İşte onların intikamını aldık. Şehit generalimiz Polad Haşimov’un ve diğer şehitlerimizin intikamını aldık ve muzaffer asker, gazi olarak evimize, ailemize geri döndük…

II dost

Vugar Muradov

Vugar Muradov üniversiteyi yarım bırakarak gitmiş Vatani görevini yapmağa. Askerden döndükten sonra eğitimini tamamlamış. Tarihi topraklarımız olan Zengezur’da doğmuş anne babası… Zengezur, Kafan dolu masallarla büyümüş çocukluğundan bu yana. Oralar anlatılmış ona. Günün birinde arabasına atlayıp oralara gitmenin hayalleri peşini bırakmamış. Yelmar Memmedliyle de aynı kaderi paylaşmışlar. 21 Eylül sabahı alınmış o da tatbikata. “Hiç üzülmedim diyor tam tersi içimdeki hayalin sadece bir adımlığında olduğumu anladım”. Gerisi zaten kendiliğinden gelmiş. 27 Eylül sabahı yürümüşler düşman üstüne. Fuzuli, Cebrayil, Hocavend… anlatılmaz mı? Anlatılmaz mı içimizdeki ateş? Yıllardır pas tutmuş kılıcımız çekilmişti o gün. Zayıf, sıska nice çocuk denecek asker arkadaşımın o gün aslan parçası kesildiğini, yaralanmasına rağmen savaş alanını terketmediğine tanık olduk. Kanı akıyordu, ama yürüyordu. Kanı aktıkça toprağa güç alıyordu kanının karıştığı kutsal topraktan. Çoğu kimseye garip geldi bu olay. Nasıl yaralı askerler hastaneye gitmek istemiyorlardı, aşırı yaraları olduğu için gidenlerse geri dönmeleri adeta yalvarıyorlardı doktorlara. Evet, onlar tarih yazıyorlardı. Yazdıkları tarihse öyle sıradan bir tarih değildi. Sadece Karabağ değildi konu, sadece toprakları işğalden kurtarmak değildi mesele. Kahraman Azerbaycan askeri o kırk dört günlük savaş süresinde nihai hedeflerine doğru yürüyen Azerbaycan yaratıyorlardı canları, kanları pahasına. Savaşıyorlardı o bayrak bir daha inmesin diye. Savaşıyorlardı üzerinde yürüdükleri kara parçaları birarada olsun, Vatana dönüşsün diye.

Vugar Muradov anne babasının anlattığı toprakları gördüğünde gözyaşlarını tutamadığını diyor. O hayallerindeki dağlara kavuşmaktan öte daha başka ne isteyecekti Tanrı’dan? İsteği gerçekleşmiş, anlatılan güzellikleri kendi gözleriyle görmüştü…

Attığı her adımda o topraklarda olmanın mutluluğunu yaşıyor, ciğerlerine çektiği nefesle içi içine sığmıyordu. “Selam, Ana, selam Vatan!” marşı okunurken duygularına hakim olamayan Vatan sevdalısının o yerlerde kanı donmuş, sevdasını anlatacağı sözlerin burukluğu, belki de yetersiz kalması içinin içine sığmamasıyla sonuçlanmıştı. Mutluydum Sadece, musmutluydum… Kelimeleri yetersiz buluyordum o anlarda. Dahası mı?! Zafer kazandık ya…. Topraklarımız işğalden kurtuldu ya… çok mu yani ben yaralanmışım?!

Sonda

İşte kırk dört günlük Vatan savaşını kazanmamıza neden olan bu ruhtu. Biz bu gençlerin anlattığı Vatan sevdasına hep sahip olacak olursak evelAllah bizi kimse dize getiremez… Devletimiz, halkımız gazilerimizin hep yanında diyor yiğitlerimiz. Ve hep yanımızda olacak… Onlar da hep devletlerinin hizmetindeler. Bundan eminler… Çünkü Vatan onların sevdası…

Oktay Hacımusalı

Ankarabaku.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ