Ankara Bakü

Türk’ün siyasetle, bilimle ve irfanla imtihanı- Azerbaycanlı düşünce adamı yazıyor…

Türk’ün siyasetle, bilimle ve irfanla imtihanı- Azerbaycanlı düşünce adamı yazıyor…

Prof. Dr. Ahmet Gaşemoğlu’nun  Türk birliğinden korkanları sakınleçdırmek ve bu birliği kötü niyetle kullananların önüne geçmek için önerileri

II bölüm

Türk halklarının yakınlaşması, küreselleşmenin yarattığı doğal-tarihsel bir süreçtir. Bu sistem teorisini, çağdaş  sosyolojinin ortaya koyduğu teorilerle, mantıkla tamamen doğrulanabilir. Mevcut tarihsel bağlamda, tarihsel kökleri, ahlakları ve kültürleri ile birbirine yakın olan halkların ilerici, barışsever fikirlerle yakınlaşması ve bir birliğin oluşturması gelecekte yeryüzünün istikrara kavuşması için tarihsel bir zorunluluktur. Gelecekte dünya bu tür birliklerin barışçıl birlikteliğinden oluşursa, mevcut ve gelecekteki felaketlerin üstesinden gelmede daha başarılı olabilir. Bu tür ittifakların oluşumu, dünyaya daha uyumlu bir düzenin gelmesine yardımcı olacaktır. Bu sürece alternatifi yoktur. Aksi takdirde her azınlık etnik grup, “kendi özgürlüğü uğrunda mücadeleye” başlayacaktır. Bunun sonucunda yeryüzünde, bütün ülkelerde kaos ve çatışma daha da şiddetlenecektir. Çünkü modern rasyonel, pragmatik Batı, bilimsel özgürlük kategorisinin aslını henüz yeterince açıklamamıştır. Aslında özgürlük, Batı’nın şu anda aşıladığından ziyade, her kesin çevresinde ahenk oluşturmada kendi potansiyelini  daha çok kullanabilme imkanlarına sahip olmasıdır.

Evet, Türk halkları bütün dünya halklarını, Türklerin birleşmelerinin kimseyle çatışmayı derinleştirmeye değil, tersine, yeryüzünde barışı yaratmaya hizmet edeceğine ikna etmelidir. Orta Çağ Türk halklarının folklor, yazılı edebiyat, tarihi geçmiş, bilimsel, sanatsal ve felsefi başarıları da böyle bir fikrin oluşması için önemli potansiyele sahiptir. Türk halklarının yarattığı imparatorluklardan bahsedecek olursak, bu geçmiş tarihi dönemin medeniyetine özgü bir özellikti. Türk halklarının kendi imparatorluklarına dostça veya zorla katkıları hiçbir ülkede etnik temizlik, din sistemi değişikliği ve yıkım uygulamamaları da tarihsel bir gerçektir. Aksine, o ülkelerde büyük kuruculuk işleri gerçekleştirmişlerdir.

Biz Ermenilerin korku aşıladıkları halklarla daha yoğun ilişkiler kurarak şeffaf düşünce oluşturmaya çalışmalıyız. Ermenilerin hain niyetleri pahasına henüz yakmadıkları köprüleri korumalı ve onlarla daha geniş bağlar kurmalıyız. Bu konuyu, tüm Türk halklarının önde gelen temsilcilerinin yanı sıra Rusya, Batı ülkeleri ve Türkiye’nin tarihsel olarak gerginlik yaşadığı ülkelerin temsilcilerinin katıldığı çeşitli çevrimiçi etkinliklerde tartışmamız faydalı olacaktır.

Bazılarımız bu işle sadece siyasetçilerimizin ve diplomatlarımızın uğraşması gerektiğini düşünebilir. Ben sadece onların ilgilenmelerinin yeterli olmayacağını düşünmekteyim. Bu alandaki tüm potansiyelimizi seferber etmeliyiz. Ancak bunun için önce özel bir platform hazırlanmalıdır. Gazetecilerimiz, diasporumuz, bilim adamlarımız, blog yazarlarımız ve bu konulara ışık tutabilecek uluslararası bağları olan diğer aydınlarımız da bu çalışmaya katılmalıdır. Dünya halkları, Türk halklarının başkalarını egemenlik altına almak amacıyla değil, kendilerini savunmak ve kendi kültürlerini geliştirerek yeryüzünde barışı sağlamak için birlikte çalışmak istediklerini bilmelidir.

 Gerçekten de Türk halkları dünyayı mevcut zor durumdan kurtarmak için büyük bir potansiyele sahiptir. Bu konularda ciddi bilimsel araştırmalar yapılmalı, filmler çekilmeli ve kitaplar yazılmalıdır. Bu potansiyelin ana kaynakları şunlardır: 1. Tüm tarihi belgelerin kesin olarak onayladığı gibi, Türk halkları dünyanın en eski halklarından biridir;

2.  Türk halklarının liderleri hem kendi halklarını hem de diğer halkların temsilcilerini bilgilendirmelidir: Emperyalizm ve imparatorluk fikri “kızamık” gibi bir şeydir. Büyüyen her millet bu hastalıktan muzdariptir. Güçlenmiş halklar dünyanın başka halklarına ve tüm dünyaya kendi düzenlerini aşılamaya çalışıyorlar. Türk halkları uzun yıllar önce bu hastalığı atlatmış, bu fikrin yararsızlığını kendi ruhlarıyla hissetmiş ve şimdi insanlığa özgü olan yeni bir aşamaya başlamışlar. Bu yeni aşama “istila” ve “işgal” ilkelerine değil, “yeryüzüne özen gösterme” ilkesine dayanmaktadır;

3. Türk halkları bugüne kadar fetih ettikleri yerlerde, orada yaşayan halklarla iyi ilişkiler kurmuş, o topraklarda kuruculuk işleri ile uğraşmış, oralarda bilim ve kültürün gelişmesine katkı sağlamışlardır;

4. Türkler kendilerini sadece Mete, Atilla, Çingiz han, Osman Gazi, Amir Teymur, Fatih Sultan, Şah İsmail, Nadir Şah gibi büyük komutanlarla değil, aynı zamanda dünyanın gelişimesinde ve medeniyetlerin yükselmesinde büyük katkıları olan El-Harazmi, El-Farabi, Biruni, Ibn Sina, Bahmanyar, Khatib Tabrizi, Mahmud Gashgarli, Yusif Balasagunlu, Ahmad Yesevi, Nizami Ganjavi, Suhraverdi, Bektashi, Yunus Emre, Mevlana, Tusi, Ulugbey, Sirajaddin Urmavi, Naimi, Nasimi, Fuzuli, Alshir Navai, Bakuvi gibi birçok büyük bilim adamları ve düşünürle tarihe adlarını altın harflerle yazmışlardır. Bu dahilerin eserleri, modern dünyanın sorunlarını çözmek için büyük bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyeller hakkında özellikle konuşmaya ihtiyaç vardır. Her şeyden önce, şu anda bize düşman olan güçlerin hiçbirinde böyle bir potansiyel yoktur. Esasen de Ermenilerde yoktur. Bu gerçek, topraklarımızda çok öncelerden hangi halkların yaşadığını göstermektedir. Bu topraklarda hak iddia etmekle görevli olanlar ve böyle bir oyunu kuranlar, Ermenilerin de geçmişte dünya çapında  adı geçen komutan ve bilge adamlarla kıyaslanabilecek bir şahsiyet gösterebilirler mi?

Öte yandan, bu bilgelerin eserleri, her zaman, hatta bugün bile dünyadaki çatışmaların ortadan kalkması ve pozitif bilimlerin daha iyi gelişmesi için benzersiz bir potansiyele sahiptir. Bu sözleri abartmak için değil, yıllarca süren analizlerime dayanarak yazdım. Çünkü ortaçağ İslami eserlerinde, özellikle Türk alimlerinin eserlerinde, rasyonel etkenlerle birlikte irrasyonel faktörlerin bilimsel araştırmaya kazandırılması alanında elde edilen hüküm ve sonuçlarla başka hiç bir yerde karşılaşmıyoruz. Doğu’da büyük bilge adamların olduğu doğrudur. Mısır, Yunanistan, Çin ve Hindistan’ın bilimi, kültürü ve bilge insanları hakkında çok konuşabiliriz. Ancak hiçbirinin bilime ortaçağ Türk bilim adamları kadar yapıcı bir yaklaşımı görülmemektedir. Dünya henüz tasavvufun ve irfan felsefesinin potansiyelinden tam olarak yararlanmamıştır. Al-Farabi, Biruni, Ibn Sina ve Sühreverdi gibi dahiler ve onların öğrencileri, bilimsel araştırmalarda irrasyonel faktörlerin kullanmanın önemini vurgulamışlar. Onların vahyin doğası, vahyin ortaya koyduklarıyla ilişkili rasyonel mantığın birlikte kullanma ihtiyacı hakkında araştırmalarla ilgili pek çok bilimsel kaynak vardır. Eğer bilim onların gösterdiği yolla gelişmiş olsaydı, şimdi yeryüzünde tamamen farklı, ahenkli, güzel bir manzara hakim olurdu. Ne yazık ki, 14. – 15. Yy-dan sonra pozitif bilimlerde Batı bilim adamlarının söz sahibi olması, dolayısıyla bilimde sadece rasyonel ve pragmatik düşüncenin hakim olmasına sebep oldu. Bu da dünyayı bugünkü hale getirdi. Mevcut tarihsel durum, tüm insanlık için geri dönerek ortaçağ Türk bilim adamlarının bitmemiş çizgisini geliştirme ihtiyacını yaratmıştır. Pozitif bilimlerin gelişmesi ve vardığı sonuçlar, bu potansiyelin daha derinden keşfedilmesi için birçok yeni fırsat yaratmıştır. Dünyanın geleceğinin anahtarı, vahşi “altın milyar” cümlesi değildir. Daha uyumlu gelişme yollarını bulmaktır. Bu yolların ana ilkeleri Nizami, Suhreverdi, H. Bektaşi, Y. Emre, Mevlana ve yukarıda adı geçen diğer bilgelerin eserlerindedir. Evren ve yeryüzünün gizemleri bir arada kullanılarak yaratılan bu eserlerde, ortaçağ Türk felsefesinin ve Türk kültürünün büyük potansiyeli saklanmaktadır. Türk dünyasının büyük üstünlüğü bundadır. Bu potansiyelin ortaya çıkarılmasına hem ülkedeki tüm Türk toplumu temsilcilerinin hem de Türklerden korkanların büyük ihtiyacı vardır.

Bu çalışmaların potansiyeli tam olarak ortaya çıktığında, mevcut tüm bu silah icatlarına ve savaşlara harcanan milyarlarca doların tamamen farklı bir yöne, dünyaya Ahenk getiren bilim ve siyasetin gelişimine yönlendirilmesi gerektiği ortaya çıkacaktır. Türk dünyası bunda paha biçilmez bir rol oynayabilir. Bu çalışmalardaki ilkelerin modern hayata uygulanması alanında, uluslararası düzeyde büyük araştırma merkezleri faaliyet göstermelidirler.

Türk dünyasında bu kadar dahi ve bilge insanlar sadece geçmişte yaşamamıştır. Herhangi bir tarihsel dönemde, dünyanın gelişimine öncülük eden büyük Türk şahsiyetler ortaya çıkmıştır. Bunun için son zamanlarda yaşamış birkaç büyük şahşın adını çekmek yeterli olacaktır. Yirminci yüzyılda Atatürk, dünyanın coğrafi ve siyasi manzarasını değiştirmede önemli bir rol oynamıştır. Lütfi Zadeh’in bulanık mantık teorisi bilgisayarların gelişmesine zemin olmuştur. Bu keşif ise dünyada devrim yarattı. 

SSCB Bilimler Akademisi’ne uzun yıllar başkanlık eden Karaim Türkü Mstislav Keldish, uçak aparatları alanında çok önemli keşiflere imza attı. Azerbaycan Türkü Y. Mammadaliyev tarafından bulunan benzin, İkinci Dünya Savaşı’nda SSCB’nin zaferinde önemli rol oynadı. Azerbaycan Türkü Kerim Kerimov’un uzaydaki çalışmaları, insanların uzaya açılmasında önemli rol oynadı. Aynı zamanda isimleri gizli tutulan Azerbaycan ve Tatar Türk alimleri Rusya’nın askeri sanayisini önemli ölçüde geliştirdiler. NASA çalışanı ve Azerbaycan Türkü olan Ali Cavan, lazerler ve kuantum elektroniği alanında ileri dünya bilimine sahiptir. Azerbaycan Türkü Farman Salmanov’un petrol arama becerisi, Edebiyatta Kırgız Türkü Cingiz Aytmatov, Türkiye Türkü Orhan Pamuk, müzikte Azerbaycan Türkü Müslüm Magomayev, Nobel Ödülü sahibi, adı tüm dünyaya yayılan Türkiye Türkü Aziz Sancari, koronavirüs aşılama alanında Almanya’nın da gurur duyduğu Türkiye  Türkü örneği Uğur Şahin ve onlarca kişiyi örnek vermek olur.

Modern zamanlarda tarihi süreçlerin gelişimine özel önem veren merhum Haydar Aliyev, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in isimleri artık dünya siyasetçileri arasında yer alıyor. Bu insanların her biri dünyanın tarihsel gelişimine yön veren birer figürdür.

Dünyada pek çok Türk halkı var. Çeşitli dalları tüm dünyaya yayılmıştır. Yani, geniş bir ağları var. Dolayısıyla Türk toplumu güçlendikçe bu ilerici fikirlerin dünyaya yayılma şansı da artacaktır.

İlk yazının linki…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ